İncecik parmaklarıyla amcığını didikleye didikleye içinde kıvranan Asyalı folloş, dudaklarını hafif aralayıp nefesi kesilirken iki kabağını birden sıkıca yakalar. Ağzına dolan sert yaraklardan biri diğerini kovalar; sırayla emişler, yalama hareketleriyle yavaş yavaş ısırarak her ikisini de sanki hayatı bu siklerden ibaretmiş gibi içine çeker. Amcık peri gibi daracık, o ince teni parmaktan başka hiçbir şeye izin vermezken, adamların eli acımazcasına orayı devirip çevirir; tırnaklarıyla hafifçe çizerek onu delirtiyorlar. Parmakların içinden gelen nem ve amcığın sıcaklığı birleşince sapıtıyor folloş.
Ağzında genişleyen gırtlak hırıltılarla doluyor, iki devasa yaprak arasındaki savaşa tanıklık ediyor gibiydi. Yaraktaki sertlik dudaklarının arasından çıt çıtır emerken hızını iyice artırıyor, boğazına kadar sokmaya çalışıyor ama o direngen olmayı sürdürüyor. İki sağlam kök arasında tuttuğu saksoyu yalayıp parmaklarıyla kendi amcığını dürte dürte kendini iyice hazırlıyor. Sürtünmelerle iyice ıslanmış o daracık deliğiyle oynarken yavaşça kendi ellerinde sersemleyip inliyordu.
Bir anda adamlar işin dozunu katladı; parmaklar yerini kalın kara köklere bırakıp amcığına şiddetle dayandılar. Çekiştiriyorlar, itiyorlar; derinlere kadar köklemenin verdiği hissiyatla deliye döndürdüler kızı. Kafasına vurdukları sert kare hareketlerle bedeninin her noktasını ele geçirmişcesine yerleştiler içine. Dudaklarından kaçan sesler artık boğuk ve neredeyse isyankar çıkıyordu; “Daha… daha sert…” diye yalvarır haldeydi.
Zorlayıcı sikişlerin ortasında iki adamdan biri aniden dolgunca boşalttı içeri, sıcacık sıvısı amcığının duvarlarında patlıyor, onu bambaşka bir aleme yolluyordu. Diğerinin kökü de hemen ardından köpürdü, folloşun vücudu titreyerek son noktaya vardı; iğne iğne hislerle dolup taşan amcığı sımsıkı kavrayan parmakların arasında çöktü sonunda. Her yanından akan terle karışmış yanıklarıyla öylesine yoğun ve vahşi bir sikişti ki, nefes alması bile zorlaşmıştı ama gözlerindeki o kızıl alev hiç sönmedi hâlâ…